Son yıllarda ardı ardına açılan AVM.' ler yüzünden, zamanımızın İş Hanları ve Pasajları pek bir gariban ve terk edilmiş gibi görünmekte.
19.yüz yılda Osmanlı' ya yerleşen kapitalizm ile açılan İş Hanları, Yeni Cumhuriyetin 80 li yıllarında açılan pasajlar ve nihayet Özal ile birlikte tamamen Serbest Piyasa Ekonomisine geçilmesiyle, tüketimin dibi olan alışveriş merkezleri, AVM' lerin 90 lı yıllarda açılması ile birlikte ticaret en şatafatlı günlerini yaşar olmuş, yeni bir alışveriş kültürü doğmuştu...
Kira ve maliyetlerin yüksekliği ile AVM' ler ne kadar sürdürülebilir, ayrı bir tartışma konusu iken, bugün ben Antalya' da ki eski pasajları gezerek nostalji yapmanın keyfini yaşadım...
Harbiye' de öğrenci iken, hafta sonu izinlerine çıktığımızda eve gitmeden önce ilk durak Kızılay ve Kızılay' da ise yürüyen merdivenleri ile yeni açılan Soysal Pasajı olurdu...İlk katlardaki giyim ve ayakkabı dükkanlarına şöyle bir göz attıktan sonra, en alt katta, o zaman için devasa müzik dükkanında, plakçı da soluğu alırdık... Yeni çıkan longplay dediğimiz 33' lükler ve şimdi single tabir edilen 45 likler sevildikten ve yeterli paramız varsa alındıktan sonra heyecanla evimizdeki müzik seti tabir ettiğimiz elektrikli gramofonlarda dinlenirdi...
O yıllar müziğin en güzel yılları, altın çağları idi; Barış Mançolar, Cem Karacalar, Ersen ve Dadaşlar, Erkin Koraylar, Edip Akbayramlar ayrıca Pink Floydlar, AC/DC ler, Jetro Tull' lar vs..
Pasajın arka kapısı Sakarya Pasajı' na açılır ve oradan kitapçılar ziyaret edildikten sonra, eve gitmek için Etlik Aşağı Eğlence otobüsü beklenirdi...
Banyo alınıp, siviller çekildikten sonra , Kızılay ve Çankaya' da ki kafe, pub ve Disko' lar ziyaret edilir, cumartesi akşamı genellikle sinemaya gidilirdi.. Pazar günleri tekrar okula dönüş günü olduğundan, pek bir keyifsiz geçerdi...
İşte, o günleri hatırlayarak Antalya' da ki pasajları gezdim bugün... Pasaja girince kendinizi " Geleceğe Dönüş " filimi izler gibi hissediyorsunuz... Dükkanlar eski, ancak temiz ve işlevsel... Esnaf, tam esnaf görüntüsünde... Pasajda genellikle sahaflara, tadilatçı terzilere, berber dükkanlarına, saat tamircilerine, çanta ve bavul satıcılarına ve esnaf lokantalarına rastlıyorsunuz...
Nostaljik gezintimi yemek yiyerek tamamlamak istedim ve soluğu Hakkı Baba' da aldım... Hakkı Baba, Antalya' nın en eski ve meşhur dönercisi... İnternete yazdığınızda, direk çıkıyor zaten...
Hakkı Baba' nın pasajda ki bu şubesi oldukça salaş diyeceğimiz cinsten, küçük ve gösterişsiz... Ben gittiğimde ki müşterilerde adeta salaşlık görüntüsünü tamamlıyorlar ve sanki kırk yıldır aynı lokantadan yiyorlar gibiydi...
Tek farkla, önümdeki masada sonradan tanıştığım Japon arkadaş hariç...
Her eski esnaf lokantasında olduğu gibi Hakkı Baba dönerci dükkanının duvarları da ahşap kaplama görüntüsünde... Duvar'da, dükkanı ziyaret eden önemli kişilerin ve eski Antalya' nın siyah beyaz fotoğrafları var... Masa ve sandalyeler gösterişsiz... Cam, yarım tül perde ile örtülmüş. Siz, dışarıdan geçip gideni görüyorsunuz, ancak gelen geçen sizin ne yediğinizi görmüyor...
Personel, cana yakın ve samimi...Servis hızlı... Temizlik ve hijyen; yeterli...
Bir ara aşçı, Japon misafirin yanına geldi ve Türkçe konuştular... Japon misafirin fotoğraf makinasından ve masanın üzerindeki kitaplardan seyahat yazıları yazdığını anlamıştım...Aşçı, gerekli bilgileri verdi ve Japon yazar arkadaş giderken aşçı' yı iş başında iken resimlemek istedi...
Ayumu, Tokyo' dan gelmiş... Tokyo' yu ziyarete geleceğimi söyleyince kartını verdi...
Onlar, resim için mizansen yaparken, bende onları görüntüledim...
Ayumu, bizim Türk gurmeler gibi beleşe yatmadı ve adam gibi parasını ödeyip gitti...
Gitmeden önce, duvarda ki meşhur gurmemiz Mehmet Yaşin' in resmini gösterdi bana. Tanıyormuş...
Resim' de, Yaşin' in önüne " dükkan senin " der gibi porsiyonları yığmışlar...Allah doyursun, ne diyeyim...
Ayumu, giderken, yediklerinin parasını ödeyince, çıkarken aşçı' nın yanına gittim ve,
" Adam gibi adammış bizim Ayumu, bak yediklerinin içtiklerinin parasını ödedi de gitti." dedim...
Aşçı; " abi, arkadaşlar yanlış yapmışlar, hesap almışlar" demez mi...
" Ne o bizimkilerin yaptığı, açlar gibi karın doyuruyorlar, onlara da ödetin o zaman " dedim ve vedalaştık....
Yediğim, içtiğim benim olsun, gördüklerimi anlattım zaten... Gene de merak edenler için; sade tek porsiyon yaprak döner 15 lira...
Güzel bir gün oldu benim için...
Dost canlısı Japon Ayumu' yi tanımak ta ödülü oldu...
İnsanlar, burnunun dibindeki güzellikleri araştırmadan, Dönerciler Çarşısın' da ne olduğu belirsiz soyalı ete, eşek yükü ile para öderken, bilgili insanlar taa Japonya' dan gelip, bizdeki güzellikleri araştırıyorlar, bizi bizden iyi tanıyorlar.
Başka bir gezi yazısında buluşmak üzere,
Hoşça kalın....
Selahattin Ercan
Antalya 31.08.2015
19.yüz yılda Osmanlı' ya yerleşen kapitalizm ile açılan İş Hanları, Yeni Cumhuriyetin 80 li yıllarında açılan pasajlar ve nihayet Özal ile birlikte tamamen Serbest Piyasa Ekonomisine geçilmesiyle, tüketimin dibi olan alışveriş merkezleri, AVM' lerin 90 lı yıllarda açılması ile birlikte ticaret en şatafatlı günlerini yaşar olmuş, yeni bir alışveriş kültürü doğmuştu...
Kira ve maliyetlerin yüksekliği ile AVM' ler ne kadar sürdürülebilir, ayrı bir tartışma konusu iken, bugün ben Antalya' da ki eski pasajları gezerek nostalji yapmanın keyfini yaşadım...
Harbiye' de öğrenci iken, hafta sonu izinlerine çıktığımızda eve gitmeden önce ilk durak Kızılay ve Kızılay' da ise yürüyen merdivenleri ile yeni açılan Soysal Pasajı olurdu...İlk katlardaki giyim ve ayakkabı dükkanlarına şöyle bir göz attıktan sonra, en alt katta, o zaman için devasa müzik dükkanında, plakçı da soluğu alırdık... Yeni çıkan longplay dediğimiz 33' lükler ve şimdi single tabir edilen 45 likler sevildikten ve yeterli paramız varsa alındıktan sonra heyecanla evimizdeki müzik seti tabir ettiğimiz elektrikli gramofonlarda dinlenirdi...
O yıllar müziğin en güzel yılları, altın çağları idi; Barış Mançolar, Cem Karacalar, Ersen ve Dadaşlar, Erkin Koraylar, Edip Akbayramlar ayrıca Pink Floydlar, AC/DC ler, Jetro Tull' lar vs..
Pasajın arka kapısı Sakarya Pasajı' na açılır ve oradan kitapçılar ziyaret edildikten sonra, eve gitmek için Etlik Aşağı Eğlence otobüsü beklenirdi...
Banyo alınıp, siviller çekildikten sonra , Kızılay ve Çankaya' da ki kafe, pub ve Disko' lar ziyaret edilir, cumartesi akşamı genellikle sinemaya gidilirdi.. Pazar günleri tekrar okula dönüş günü olduğundan, pek bir keyifsiz geçerdi...
İşte, o günleri hatırlayarak Antalya' da ki pasajları gezdim bugün... Pasaja girince kendinizi " Geleceğe Dönüş " filimi izler gibi hissediyorsunuz... Dükkanlar eski, ancak temiz ve işlevsel... Esnaf, tam esnaf görüntüsünde... Pasajda genellikle sahaflara, tadilatçı terzilere, berber dükkanlarına, saat tamircilerine, çanta ve bavul satıcılarına ve esnaf lokantalarına rastlıyorsunuz...
Nostaljik gezintimi yemek yiyerek tamamlamak istedim ve soluğu Hakkı Baba' da aldım... Hakkı Baba, Antalya' nın en eski ve meşhur dönercisi... İnternete yazdığınızda, direk çıkıyor zaten...
Hakkı Baba' nın pasajda ki bu şubesi oldukça salaş diyeceğimiz cinsten, küçük ve gösterişsiz... Ben gittiğimde ki müşterilerde adeta salaşlık görüntüsünü tamamlıyorlar ve sanki kırk yıldır aynı lokantadan yiyorlar gibiydi...
Tek farkla, önümdeki masada sonradan tanıştığım Japon arkadaş hariç...
Her eski esnaf lokantasında olduğu gibi Hakkı Baba dönerci dükkanının duvarları da ahşap kaplama görüntüsünde... Duvar'da, dükkanı ziyaret eden önemli kişilerin ve eski Antalya' nın siyah beyaz fotoğrafları var... Masa ve sandalyeler gösterişsiz... Cam, yarım tül perde ile örtülmüş. Siz, dışarıdan geçip gideni görüyorsunuz, ancak gelen geçen sizin ne yediğinizi görmüyor...
Personel, cana yakın ve samimi...Servis hızlı... Temizlik ve hijyen; yeterli...
Bir ara aşçı, Japon misafirin yanına geldi ve Türkçe konuştular... Japon misafirin fotoğraf makinasından ve masanın üzerindeki kitaplardan seyahat yazıları yazdığını anlamıştım...Aşçı, gerekli bilgileri verdi ve Japon yazar arkadaş giderken aşçı' yı iş başında iken resimlemek istedi...
Ayumu, Tokyo' dan gelmiş... Tokyo' yu ziyarete geleceğimi söyleyince kartını verdi...
Onlar, resim için mizansen yaparken, bende onları görüntüledim...
Ayumu, bizim Türk gurmeler gibi beleşe yatmadı ve adam gibi parasını ödeyip gitti...
Gitmeden önce, duvarda ki meşhur gurmemiz Mehmet Yaşin' in resmini gösterdi bana. Tanıyormuş...
Resim' de, Yaşin' in önüne " dükkan senin " der gibi porsiyonları yığmışlar...Allah doyursun, ne diyeyim...
Ayumu, giderken, yediklerinin parasını ödeyince, çıkarken aşçı' nın yanına gittim ve,
" Adam gibi adammış bizim Ayumu, bak yediklerinin içtiklerinin parasını ödedi de gitti." dedim...
Aşçı; " abi, arkadaşlar yanlış yapmışlar, hesap almışlar" demez mi...
" Ne o bizimkilerin yaptığı, açlar gibi karın doyuruyorlar, onlara da ödetin o zaman " dedim ve vedalaştık....
Yediğim, içtiğim benim olsun, gördüklerimi anlattım zaten... Gene de merak edenler için; sade tek porsiyon yaprak döner 15 lira...
Güzel bir gün oldu benim için...
Dost canlısı Japon Ayumu' yi tanımak ta ödülü oldu...
İnsanlar, burnunun dibindeki güzellikleri araştırmadan, Dönerciler Çarşısın' da ne olduğu belirsiz soyalı ete, eşek yükü ile para öderken, bilgili insanlar taa Japonya' dan gelip, bizdeki güzellikleri araştırıyorlar, bizi bizden iyi tanıyorlar.
Başka bir gezi yazısında buluşmak üzere,
Hoşça kalın....
Selahattin Ercan
Antalya 31.08.2015


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder